
Bağdat Caddesi ile minibüs yolunu birbirine bağlayan ana ara arterlerden biridir. Bağdat Caddesi’nden başlar, tatlı bir eğimle yaklaşık 1553 metre boyunca uzanır ve Şemsettin Günaltay Caddesi’nde sonlanır. 1988 yılında Fatih Sultan Mehmet Köprüsünün açılışıyla birlikte Ethemefendi Caddesi, caddenin trafiğine takılmak istemeyen bölge halkı için adeta kaçış yolu haline gelmiş, yoğunluğu artmaya başlamıştı.
Ethemefendi Caddesi, Bağdat Caddesi’nden minibüse kadar sırasıyla Hamam, Nurettin Ali Berkol, Taşmektep, Kaşaneler, Hacı Hakkı Bey, Abdül Halik Renda, Bahariyeli (eski adıyla İkinci Orta Sokak), Değer Bilir, Ülke, Fırın, Hatboyu, Yalçınkaya, Kemal Okvuran, Nimet Ekşioğlu, Ziyaettin Baydar, Turkuaz, Arsan, Sadi Yaver Ataman, Çiçek ve Çamlıköşk sokakları ile birleşir.
Bağdat Caddesi’ne indiğinizde caddenin karşısında sizi Galip Paşa Camii karşılar; caminin bitişiğindeki, adını camiden alan Cami Sokaktan aşağı sahile indiğinizde ise 2023’de 65. yılını kutlayan Marmara Yelken Klübü’nü görürsünüz.
NAZIM HİKMET VE ETHEM EFENDİ CADDESİ
Çocukluğumun Ethemefendi Caddesinde ağaçları ve bir de daracık köprü ile etrafındaki minik dükkanları hatırlıyorum. 1 Mart 2017’de eski dar köprü yerini sağında ve solunda geniş yaya yolları bulunan yeni köprüye bıraktı . Ağaçları ve köşkleri bir de Nazım Hikmet’ten dinleyelim:
‘Bizim Erenköy, gerçek yaşanacak yerdir. Buram buram reçine kokan, yaz kış yemyeşil çamları vardır. Suyumuzun tadına doyulmaz. Ağaçlıklar arasında, irili ufaklı kuş yuvaları gibi köşklerimizi bir görseniz; bağlarımızın kabuğu ince, suyu ballı üzümlerini bir yeseniz Erenköyümüzden bir daha ayrılamazsınız.
Nazım Hikmet, 1932 yılında, sarayda Hünkar yaveri olan Mehmet Ali Paşa’nın köşkünün karşısında yer alan köşke taşınır; Nazım Hikmet’in eşi Piraye Hanım ile yaşadığı bu köşk bugün maalesef yok ama Mehmet Ali Paşa Köşkü, ne mutlu ki, ayakta kalanlardan. Son yıllarda Ethemefendi Kahvaltı olarak tanınan Mehmet Ali Paşa Köşkü’nün o zaman 36 olan kapı numarası bugün 50. Mehmet Ali Paşa’nın ölümünden sonra Avukat Kani Bey köşkü satın alır. Hakim dedemin ahbabı olan Kani Beylerin bahçesinin çok büyük olduğu söyleniyordu; ancak hayalimin de ötesinde okuduklarıma göre 30 dönümlük bir büyüklükle karşılaştım. Demek bugün çevredeki apartmanların pek çoğu esasında bir zamanlar Mehmet Ali Paşa Köşkü’nün bahçesiymiş.
ETHEM EFENDİ KİMDİR?
Şeyh Sadık Efendi’nin oğlu Şeyh Hezarfen İbrahim Edhem Efendi, 1829’da Üsküdar Sultantepe’deki Nakşibendiyye tarikatına bağlı Özbekler Dergâhı’nda dünyaya geldi. Mahalle okulunu bitirdikten sonra babasından, amcasından ve dergâha gelen Buharalı âlimlerden özel ders alarak yetişti. Özbek ve Azeri Türkçeleri ile Ermenice’nin yanı sıra teknik kitaplardan faydalanabilecek kadar Fransızca biliyordu. Kendi deyimiyle saatçilik hariç hemen her şeyle ilgilenmiş, marangozluktan mühürcülüğe, hattatlıktan mimarlığa pek çok alanda başarı kaydetmiş, mucit bir kişidir. Hezarfen lakabı da buradan yani “bin ilimde üstad’ oluşundan geliyordu. Amcasının ölümünden sonra şeyhlik Edhem Efendi’ye geçtiyse de o ilgi duyduğu konularla ilgilenmek için dergahın şeyhliğini oğluna devretti.
Hattat Aziz Efendi, Hattat Sami Efendi İbrahim Edhem Efendi’nin yetiştirdiği meşhur hattatlardandır;0 M. Necmeddin Okyay ebru öğrencisidir. Kabe’nin ve Harem-i Şerif’in tamirinde vazife aldı. İlk kurşun boruyu döktü, pervaneli buhar makinesiyle sandalını yüzdürdü, tulumba yaparak dergahın suyunu kuyudan çekti… Onun döneminde Matematikçi Salih Zeki Bey, Mekteb-i Harbiye Nazırı Galip Paşa, Ressam Hüseyin Zekâi Paşa, Halide Edip’in babası Edip Bey, Filozof Rıza Tevfik Özbekler Tekkesinin müdavimleridir.
Edhem Efendi’nin eserlerinden pek azı, bugün torun çocuklarının oturduğu Özbekler Tekkesi’nde korunmaktadır. Eserlerin bulunduğu dolabın üzerinde vasiyeti üzerine “Nakışlar dolapta saklıdır, bunları yapan da toprakta gömülüdür.” anlamındaki Arapça beyit yazılıdır.
Edhem Efendi’nin tek resmî realist resim akımının bizdeki öncülerinden olan Zekayi Paşa tarafından çizilmiştir. Sohbet esnasında Zekayi Paşa’nın dikkatle kendine baktığını görünce “Niçin dikkatli bakıyorsun?’, diye sorar. Zekayi Paşa; “Efendim resmini yapacağım da ondan, özenle bakıp evde çizeceğim” der. “O halde burada çiz!”, der.

ATLANTIC RECORDS’A UZANAN HİKAYE
Lozan Konferansı’na Ankara heyetinin mensubu olarak katılan, Cumhuriyet döneminde Türkiye’nin Washington Büyükelçisi olan merhum Münir Ertegün’ün dedesi olan Edhem Efendi, dünyanın en büyük plak şirketlerinden Atlantik Records’un kurucuları Ahmet Ertegün ve Nesuhi Ertegün’ün de büyük dedeleridir. Münir Ertegün’ün babası evkaf nazırlarından Mehmet Cemil Bey, annesi ise Üsküdar’daki Özbekler Tekkesi Şeyhi İbrahim Edhem Efendi’nin kızı Ayşe Hamide Hanım’dır. Münir Ertegün ise Şirket-i Hayriye idarecilerinden Rüstem Bey’in kızı, Darül Muallimat’tan (Kadın Öğretmen Okulu) mezun Hayrünnisa Hanım ile evlenmiş ve bu evlilikten Nesuhi, Ahmet ve Selma adında üç çocukları olmuştur. Ahmet ve Nesuhi Ertegün, Ray Charles, Aretha Franklin, Led Zeppelin gibi pek çok sanatçının albümlerini çıkaran 75 yıllık Atlantik Records’un sahipleridir.
ÖZBEKLER TEKKESİ
Orta Asya’dan gelen seyyah dervişler için kurulan Özbekler Tekkesi, işgal altındaki İstanbul yıllarında Milli Mücadele yanlısı sivil ve asker pek çok memurun Anadolu’ya geçişinde önemli rol üstlenmiştir. Fevzi Çakmak, İsmet İnönü, Celal Bayar, Adnan Adıvar, Halide Edib Adıvar, Mehmed Akif Ersoy, Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Miralay Kazım (Orbay), Binbaşı Saffet (Arıkan), Çerkes Edhem’in kardeşi Binbaşı Reşit, Hüsrev(Gerede), Nuri (Conker) gibi önemli kişiler Ankara’ya geçişlerinde Özbekler Tekkesi’ni kullanmışlar ve bu yüzden tekke bir çok defa İngiliz ve İtalyan askerlerinin baskınına uğramıştır. Yaralı Kuvâ-yı Milliye mensupları tekkede tedavi görmüş, Anadolu’ya silah ve cephane kaçırılmasına aracılık edilmiştir.
Özbekler Tekkesi, Kurtuluş Savaşındaki desteği sebebiyle, tekke ve zaviyelerin kapatılmasına dair kanun kapsamı dışında tutuldu ve kapatılmadı.
1946’da vefat eden Münir Ertegün, 1986’da vefat eden Nesuhi Ertegün ve 2006’da vefat eden Ahmet Ertegün Özbekler Tekkesi’nde defnedilmişlerdir.
